Turk Blog Yazarlari

Ferkul's Page

Ferkul's Friends

ferkul's Groups

ferkul's discussions

blog gazetesi

Added a post Jan 25

blog gazetesi
10 Yanıt

Bu tartışmayı başlattı. Son yorum Mustafa Türksavaş tarafından Jan 27.

RSS

DIR DIR, VIR VIR






Dırdır Sepeti


Çoğumuz ve bazan de hepimiz bayan da olsak erkek de, kadınların dırdırcı olduğunu düşünür ve şikayet ederiz zaman zaman... Eğer bayansanız kabul etmezsiniz kendinizin dırdırcı olduğunu, annenizden veya çevredeki başka insanlardan örnekler verir, şikayet edersiniz....Küçük bir kızken annem gibi olmayacağım, dersiniz de, bir bakarsınız yaşınız kemale erince, annenizden beter bir dırdıra sahip olmuşsunuz... Bu kadınların doğasında var aslında... Kimbilebilir sebebini, belki duygusal oldukları, herşeyi ayrıntısal bir beyinle algıladıkları için olabilir mi?... Ama erkekseniz bayan dırdırından muhakkak bir şekilde bir kuyruk acınız vardır ki, konu açıldı mı bir ’aaaahh ‘ çekersiniz mutlaka.... Niyeyse kadınların tersine söylemezsiniz ki, anneniz hiç dırdır etmemiştir, hiç ondan şikayet etmeyi gururunuza mı, kendinize mi, içinize mi sığdıramazsınız bilmem, yediremezsiniz kendinize... ‘Neden dırdırcı bu kadınlar, her şeyin en iyisi,en rahatı, en güzeli onlardayken niye hoşnut olmazlar hayatlarından, hatta hep niye temcit pilavı gibi geçmişte olan biten herşeyi unutmazlar da ansızın önünüze çıkartıverirler en küçük şeyde?’ diye hayıflananınız çoktur... Çok_tur da bir türlü dırdıra sebep olacak davranışlardan kaçınmayı düşünmezsiniz...

Halbuki kadınlar için çok kolaydır dırdır sebepleri...

Kadınların en çokları; İlkleri unutmaz kadınlar, ilk sevgi sözcüğü, ilk sevimli kelime, ilk aldıkları yara, ilk başarı, ilk mutluluk, ilk adımlar... Önemli günler, tarihler, hele de unutulduysa vay halinize, tam bir malzeme olur dırdıra... Hakaretler, küçük bir sinir anında söylenmiş sizin için önemsiz bir cümle, belki başka bir cins için basit bir sözcük olarak da algılansa kadın için önemliyse unutmaz, atar sepete... Kendi söylediklerini çabuk unutur da, sizin söyledikleriniz asla çıkmaz aklından... İşine gelmeyen her kelime kazınmıştır beynine, daha sonra söylenmek için... Dırdır sepetine atılmıştır, o sepet de her geçen gün dola dola beyninizi tırmalamak için hazırlanır... Bu yüzden adları çıkmıştır, sustukları zaman bile çok şey konuşur dilleri... Bir de hoşuna gitmeyen şeyler ki, kadınları konuşma kuyusuna düşmüş gibi yapar, susturamazsınız ne deseniz...

İşte erkekleri deli eden kadın dırdırları:

Sokak kıyafetinle oralarda oturma, üstünü değiştir!..(tertemizim, evde rahat
edemiyeceğim de nerde edeceğim?)

Bu eşyalar benim sana mı sorcam!... (Beraber alınmıştır çoğu)

Nerde nasıl giyinileceğini ben bilirim!... ( Hiç de bildiği yoktur)

Şunu şöle yap, bunu böyle yap!.. ( sanki ben bilmiyorum)

Akşama şunları al eksiksiz!... ( para mı var )

Yaptıkları hataları hiç kabullenmezler...( Bütün hatalar benim mi)

Beni neden aramadin?.. ( aah kaçacak yerim olsa)

Oraya neden bakıyorsun? (nereye bakayım?)

Tlf neden kapali?..

Yapma, etme , gitme!.. (Baş üstüne’)

Git dişlerini fırçala ondan sonra ... ( Kendisi günde bir kez fırçalasa..)

Sen bunu bana önceden de yapmıştın... ( tarih öncesi çağ )

Annemin evinde olsaydım... ( sanki orda baskı yoktu)

Bir gün de beni düşünsen!... ( beni düşünen mi var)

Senin için saçlarımı ağarttım... ( bir tane beyaz saç teli olsa, yanmayacağım...)

Çok yoruldum, bütün gün ayaktaydım.... ( Günlere yetişmek zor tabii..)

Aaah beni kimler istedi de, seni seçtim... ( seçmez olaydın!..)


Onlarla da olmaz, onlarsız da yaşanmaz derler ya, bu da tuzu biberi galiba... Erkeklerin işi zor aslında....))))


Ne senle yaşanıyor
Ne de sensiz oluyor
Bu garip bomboş dünyada
Ne kahrın çekiliyor ne dertlerin bitiyor
Gülmüyor bu yüzüm gülmüyor...

Ne umdum neler buldum
Mecnundan beter oldum
Öldürür beni bu sevda ...)))


ferkul


25haziran 2008

aşk doğmadan , gidelim....

Benim
adım aşk değil


Gidelim....

Yağmur başlamadan, sele karışmadan, yıldırım çarpmadan gidelim... Birazdan yağacak gibi, henüz erkenken geç vakte kalmadan, belki hava kararmadan, gidelim... Saat on ikiyi vurmadan, sindirella prensesken, hala güzelken, arabası da varken, prensini de bulmuşken, kaçırmadan, kaçmadan birlikte gidelim... Sevgiler çiçek_ken, tomurcukken, dikene vermeden kendini, güle dönüşmeden, mis kokusu bahçeyi sarmadan gidelim... Tadındayken çay, tam da demindeyken içelim bir bardak, soğumadan gidelim... Gidişleri dönüşlere çevirmeden, gözyaşları sele, yağmura dönmeden, gidelim...

Akşamlar bizim... Hiçbir yıldız kaymadan, dilek bile tutmadan, ay dolunay olmadan, gidelim... Gece bitmeden, sabah olmadan, toprağa çiğ düşmeden gidelim... Kalırsam, ben bende yok olursam, ayakta duramam, düşerim...Düşersem kalırım... Kalırsam gidemem, sabaha varırsam, aydınlanamam, karanlıkta yaşayamam, gidelim... Bedenim düşmeden, ayaktayken, gitmeyi düşünürken, gidelim... Karar vermişken(ki kararsızlık bendedir), haydi demeden , gözümden yüzünü ayırmadan, veda bile etmeden, hoşça kal demeden, gidelim... Yol, iz bilmeden, sonunu düşlemeden, düşe hayali katıp da uyanmadan, uykusuzca yürüyelim... Hiç uyumudan, etrafa bakınmadan, kimseden çekinmeden, gidelim... Gitmek daha kolayken, zora başlamadan, yollara koşmadan, güneşe aldanmadan, sabaha varmadan, gidelim...

Ki o sabahlar beni sende saklar... Sende aydınlığı saklar, bende seni yaşatır... Yaşarken henüz, sen ölmemişken bende, gidelim... Kendimde kaybolmadan, sende beni bulmadan, gel yüreğim, beraber gidelim... Yanımızda kimseyi götürmeyelim... Uzak bakışları, geçmişi, geleceği, anıları, hayalleri bırakıp da gidelim... Gel yüreğim, kınalım, garibim, sevdalım, yalnızlığım, yakarışım, duam, canyoldaşım, korkularım, yanmışlığım, yanılmışlığım, beni bırakma, birlikte gidelim...

Benim
adım aşk değil
,
aşka bakışken,
sana gülümserken,
yağmur yağmadan,
sele dönüşmeden,
güne küsmeden,
henüz vakit varken,
erkenken,
aşk doğmadan,
sabah olmadan,
gidelim...

ferkul
15haziran2008


Çaresizlik böyle bir şey mi?...


Oğlum OKS sınavını kazanamadı...Kendisi de , biz de ne kadar üzüldük, ne kadar?.. Bir yerde bir yanlış var ama, kimde?.. Anne baba olarak bizlerde mi, çalışmayı çok sevmeyen oğlumda mı, sistemde mi?.. Hepsi birden mi?.. Halbuki ilk kez bu yıl sınav gayet kolaydı diğer yıllara göre, daha basitti özellikle Türkçe_ Sosyal soruları... Yine de yolunda gitmedi, gidemedi işte... Yolunda gitmesi için eksik olan neydi, yaşıtlarına göre daha mı az çalıştı, daha mı az yetenekliydi, bu yarışma ortamına mı hazırlayamadı kendini, yoksa sistemde yanlış olan bir şeyler mi var, yolunda gitmeyen, olmaması gereken?..

İnsanın hayatını iki saate sığdırması, geleceğini iki saatin içinde görmesi, hazırlaması ne kadar kötü?.. Hatta ne acımasızlık!.. Başka nasıl niteleyebilirim ki bu sınav sistemini, hangi kelime daha iyi yakışır acımazsızlıktan başka?... Daha 14 yaşında hayal kırıklığı ve geleceğe yönelik endişelenmek de nesi?.. Kimbilir belki yarınlarda bu saçma sınavla seçmece öğrenci yarışmaları kalkar, ama o zamana kadar olan zaman zarfında kaybeden çocukların hakkını kim verecek, yıkılmışlığını, korkuyla izlediği yarınlarda bu gününü kim kurtaracak?...

Çok üzgünüm, oğlum OKS’yi kaybetti, hayatta başarılı olmanın ilk adımında tökezledi, düştü?.. Nasıl kaldıracağım elinden tutup, nasıl yükselteceğim kendine karşı kırılmış gururunu, nasıl yükselteceğim ezilmişliğini?.. Hayatın sonunun oks olmadığını nasıl anlatacağım, belki de (elinden gelenin en iyisini yapmadığını düşündüğüm halde) elinden geleni buydu, böyleyse nasıl söyleyeceğim daha fazlasını
yapabilirdin’i?.. ‘Başarısızlıklar başarıyı getirir ‘ yalanıyla mı kandıracağım, bir ikinci şans tanınmamasının
nedenini nasıl anlatacağım ona?... Şansın kendini bulmakla, kendini tanımak, kendini yaşamakla yaşanabileceğini öğrendiği zaman çok geç kalmayacak mı?...
Oğlum OKS seçmecesinde kaybetti... Seçilmişlerin arasında olamadı, yerini sağlama alamadı.Hayatından büyük bir yaprağın kopmasından dolayı çok üzgün... Olayın önemini şimdi farketti, kaybedince yeniden kazanılır mı?.. Bunu da öğrenecek tabii ama, on milyon adım geriden mi yürüyecek seçilmişlerin arasında?.. Halbuki o benim şeçilmişim, gözbebeğim, en özelim, canımdan canım....

Oğlum OKS yi kazanamadı, bu yarışmada ondan çok, velayet alan ben mi kaybettim?..

Benim gibi kaç anne baba çocuklarının gözündeki çocuksu gülümsemeyi kaybetti?.. Nerede hatâ yaptık?..

Bir yarışta geride kaldı, yanlış bir mevsimde, yanlış bir oyunda rolü vardı...Yerini 100 soruluk bir test aldı dik durmasının, yaşamının ilk tecrübesinde kaybetti... Bir sınav kazanamadı, sadece fen dersi sorularını cevaplayamadı diye o yüksek, seçilmiş, serpilmiş okullarda, sıralarda olamayacak... Arkadaşlarının arasında mahçubiyetin en acısını yaşıyacak, çok üzüldü, daha da üzülecek, ben izleyeceğim...

Çaresizlik böyle bir şey mi?...

Oğlum OKS’ yi kaybetti, ben onu kazanabilecek miyim yeniden?..

ferkul
9 haziran2008

TÜRKÇE OLİMPİYATLARI İZLENİMLERİM



Gördüm, Türkçe ile yarışılır olmuş, dünya ülkeleri toplanmış, yarışmaya katılmış, bir varmış bir yokmuş değil, sanmayın öyle, sahiden olmuş.Ne sanal bir görüntü, ne çizgi, ne roman... Necip fazıl’ın, gerçek üstadın Sakarya’sını ezberlemiş güzel bir yabancı kız.Daha benim oğlum ezberlemeden, henüz bir çok Türk genci varlığından bile habersizken, kendindenmiş gibi, yaşamış gibi okumuş, dudaklarından süzülen sanki kendi diliymiş gibi, cümleler atalarının kanındanmış gibi akmış, coşkun sular bu kadar güzel akmazmış... Gözlerinden yaşlar döküle döküle, haykıra haykıra, mısraları içinde duya duya, dinleyenleri ağlata ağlata okur olmuş... O kadar güzel okumuş ki, Türkçe’yi o kadar güzel şiire dökmüş ki, gercek Türkler utanmış Türklüklerinden... Kendi katlettikleri dillerini başkasının ağzına yakışır görmekten... Belki okunan şiirden çok duygulandıkları, akıttıkları gözyaşı bozulan dillerineymiş... Karamanoğlu Mehmet Beyden de utanmışlar, fatihlerinden de, kanunilerinden, hatta deli Osman’dan bile... Emanete hıyaneti bilir misiniz, ne kadar çok ihanet ederseniz o kadar çok verirsiniz kendinizden, benliğinizden,sökün eder gibi gelir... İlk hırsızlık gibidir, ilk kumar, bir yudum şarap gibi, gerisi sonradan gelir...Yığılır, yığılır, toplayamazsınız dağınmışlığı, dağınıklığı, bitikliği...Keşkelere sığınmak bir dili nasıl geri getirir ki?... Hangi şeyi geri getirmiş ki hayatta?..

Gördüm... Bir şey oldu, dünya tersine mi döndü ne?.. Herkes İngilizce kursları alırken, Almanca konuşmaya çalışırken, yollara, sokaklara, dükkanlara ingilizce isimler yazılmasına alışmışken, hatta hiç ingilizce bilmeyen bir cahil vatandaşımız bile bunların anlamını bilirken, bir çok ülkeden çoğu kız, bazısı erkek, zencisi, sarışını, arabı birleşmiş, türküleri söylemiş, sanat müziğini sanat bilmiş, ezberlemiş, hakkını vere vere,duya duya inletmiş yarışma salonunu... Bir tanesi ü harfi kendi dilinde yokken çile bülbülümü söyleyebilmek için üç ayını harcamış, ömründen üç ayı bülbüle vermiş... Değmiş ama, sevdiğin bir şeyi, istediğini elde etmek kadar, amaca ulaşmak için kendini harcamak kadar güzel yorgunluk ,sonunda başarmanın mutluluğu kadar güzel bir övünç var mı?..Bir tanesi karadeniz kızı gibi, has laz türkümüz gibi, giyimiyle, davranışıyla konuşturmuş türküyü... Bir diğeri Cem Karaca’yı yerinde rahmetle andırmış, ya rab, diye diye inletmiş salonu...

Gördüm... Bu masal değildi, bin bir gecelerden biriydi,ne şehrazattı, ne atı vardı, ne yolu, ne dağı,ama efsaneydi sahneleri... Renkli ışıl ışıl bir yarışmaydı, içinde dilimi gördüm...Dilimin içinde sevdayı konuşturan yabancıları gördüm... Sevdamızı sevda bilmiş, türkümüzü kalpten sevmiş, şiiri destan bilmiş güzel Türkçe dostları gördüm.Yüzlerinde ay parlıyordu, geceye ışık olmuşlardı... Utandım... Utancımı dillerinde gördüm...

ferkul

2haziran2008

Benim adım mayıs....



ADIM MAYIS

Mayıs bitiyor, mayıs bitiyor, mayıs gidiyor...

Gitti mayıs...

Gelişiyle nasıl da mutlu etti hepimizi... Mayıs hayatın başlangıcı, baharın gülümseyişi, mayıs benim...

Benim adım mayıs...
Yokuş aşağı yuvarlanırken çekti aldı beni,
güneşiyle, papatyasıyla,
yağmuruyla elimden tuttu,
aldı, çekti yokuştan...
Tam da düşüyordum derken,
kalktım, yıkadım elimi yüzümü...
Güneşe verdim kendimi,
güneşe doğru yönelen çiçekler gibi
yerimden hiç kıpırdamadan,
hiç sesimi çıkartmadan...

Mayıs kızıyım, mayısda doğdum, mayısla kardeşim... Mayısta yenilenirim bitkiler gibi, ağaçlar gibi...Yeniden doğar gibi... El verir, yüz sürer gibi yaradana, mayısta bütünleşirim kendimle...Mayısta tenkit ederim beni, mayısta düzenlenir yaşamım, mayısla beni bulurum...Mayısta beğenirim kendimi... Ben mayıs kızıyım...Kimseden değil, kendimdendir şikayetim, mayısta kendime dönerim... Sonrasında kaybolurum, bir başkası yaşar haziranı, şubatı, eylülü...

Mayıs şiir mevsimi, şiirin ve güneşin doğuşu onunla başlamış gibi...Tarihin ilk şiiri, en sevdalı aşk romanları, en güzel mısraların doğum günü... Mayıs hayata yeniden bakış,yeniden doğuş, çiçeğiyle, çimeniyle,yeniden sevdalanış, gülümser bir çehre dünyaya... Tıpkı mevsimler gibi aylar da anlamlanır duygu dünyamızda...En anlamlısı mayıs... Her biri gelip gidiyor, her biri bir şeyler bırakıp bırakıp gidiyor, arkasından bakarken buluyorsun kendini...

Şimdi haziran... Yeni bir haziran, yine bir haziran... Bir mevsim, yeni bir hayat... Her doğan günüyle, birer birer çekilecek tesbih gibi, sonu gelince tükenecek hüzün, neşe, sıcak günler...

Gitti mayıs, bahar da gitti onunla... Bir başka hayatı yaşayacak insanlar, bir başka atacak kalpleri...Bense bir başka ben’i yaşayacağım bir dahaki bahara saklanmış umutlarımla, bir dahaki mayısa kurutulmuş papatyalar biriktireceğim defter aralarında solmuş, sayfalardan yorulmuş... Geceler biriktireceğim uykusuz geceler, hayata dair şiirlerle bezenmiş... En acıklı romanından tutun da, en komedi filmine kadar esinlenmiş güne bakışlar çizeceğim resimlere... Hayatı mayısa biriktireceğim, yine onda doğmak için, yine onda yaşamak için.Çünkü mayıs benim, ben onun kızıyım ...

Benim adım mayıs....


ferkul

28mayıs 2008
 

Güncel Aktiviteler

ferkul 9 fotoğraf ekledi. Fotoğrafları Göster
DSC02974 DSC02969 DSC02965 DSC02964
May 20
ferkul Abraxas için bir yorum yazdı May 18
ferkul added a video: PİDE FIRINI
PİDE FIRINI
May 6
ferkul 1 fotoğraf ekledi. DSC04254
DSC04254
May 6
ferkul profil bilgilerini değiştirdi May 2
ferkul 8 fotoğraf ekledi. Fotoğrafları Göster
halk oyunları düğüne hazırlık hüdayda kıymalı pide
May 2
ferkul added a video: sirk
sirk
May 2
ferkul profil bilgilerini değiştirdi Apr 30
ferkul 32 fotoğraf ekledi. Fotoğrafları Göster
DSC03417 DSC03425 DSC03429 DSC03430
Apr 28
ferkul profil bilgilerini değiştirdi Apr 17
ferkul Abraxas için bir yorum yazdı Apr 17
kozan07 ferkul için bir yorum yazdı Feb 12
Abraxas ferkul için bir yorum yazdı Feb 6
Abraxas ferkul için bir yorum yazdı Feb 4
Abraxas ferkul için bir yorum yazdı Feb 3
Abraxas ferkul için bir yorum yazdı Feb 1
Abraxas ferkul için bir yorum yazdı Jan 27
ferkul blog gazetesi tartışmasına cevap yazdı Jan 25

Profile

Bloğunuzun adı:
siirimsilerle
Bloğunuzun adresi:
http://siirimsilerle.blogcu.com/
Biliyorsanız RSS adresiniz:
http://www.siirimsi.wordpress.com
Mevcut ise 2.blog adresiniz:
http://siirimsiler.blogspot.com/
Bloğunuzda yazdığınız konular:
Kisisel, Internet, Fotoblog, Politika, Sanat, Edebiyat, Hobi
Kullandığınız Blog servisi:
Blogger
Ne kadar zamandır blog yazıyorsunuz?
6 ay - 1 yıl arası (çırak)
Hakkınızda:
yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?
merhaba, hepimize hayırlı olsun.Ben de buradayım

ferkul Kullanıcısının Fotoğrafları

Yüklüyor...

ferkul üyesinin videoları

Comment Wall (25 comments)

You need to be a member of Turk Blog Yazarlari to add comments!

Bu ağa katılın

At 10:08am on February 12th, 2008, kozan07 said…
Merhaba nasılsınız en güzel günler sizinle olsun.................
At 6:31am on February 6th, 2008, Abraxas said…
Ayyy evet geçenlerde gözümün önünde adamın birine araba çarptı, adam uçtu resmen bir de 2 dk öncesinde yanımda duruyordu, çok kötü oldum ya...
At 2:38pm on February 4th, 2008, ferkul said…
uyarıyor, da sen farkına varmıyorsundur.Bu şekilder uyarmasın dilerim yine de, hayatının birden bire bitebilmesi ihtimali farklı bir duygu, anlatılmaz
At 11:54am on February 4th, 2008, Abraxas said…
beni hiç uyarmıyo :p
At 3:20pm on February 3rd, 2008, ferkul said…
teşekkür ederim, arada Allah böyle uyarıyor ki sanırım yaşamın kıymetini bilsinler diye
At 3:00pm on February 3rd, 2008, Abraxas said…
Geçmiş olsun yaf, çok üzüldüm.
At 8:09am on February 1st, 2008, Abraxas said…
yine kayboldunuz ama... büüüüüüüü
At 3:01am on January 27th, 2008, Abraxas said…
private message
At 11:37am on January 25th, 2008, ferkul said…
pm nedir,
At 6:57am on January 25th, 2008, Abraxas said…
Bir kişiyi ya da okuduğum bir yazıyı, artık herneyse, eğer beğendiysem ya da sevdiysem bunu söylerim.. Söyleyince mutlu olurum.. Kendimi mutlu etmek için mi, aslında değil ama hoşuma gidiyor.. Valla şimdi ne yazdığımı anlamadım. =))

Bir de teşekkür ederim iyi dilekleriniz için. =))
son olarak; ben size pm atmıştım ama... :-( görmediniz herhalde.
 
 

Türk Blog Yazarları Hakkında

 

© 2008   Created by Mert Ulas on Ning.   Create your own social network

Sorun bildirin  |  Geri Besleme  |  Gizlilik  |  Kullanım Şartları