
Uzun süredir yazmayı ertelediğim, erteledikçe de içimi yazma isteğiyle dolduran bir konudan, Türk dilinden, bahsedeceğim bugün.
Türk dilinin bugün yaşadığı sorunlara kendi açımdan bakacağım…
Türk dili biliyorsunuz ki, dünya üzerinde birçok ulus tarafından kullanılan önemli ve büyük bir dildir. Bizim de ana dilimiz tabi ki Türkçe. Ancak gelin görün ki, bugün çocuklar daha a demeye başladığında İngilizce öğretmeye başlıyorlar… Abartı diyorsunuz ama öyle değil, demek istediğim dilimizi daha bilmeden çocuklara İngilizce ve ardından diğer diller öğretilmeye başlanıyor… Neden mi? Tabi ki onların gelecekleri için, dil bilen iyi yerlerde iş buluyor, hatta artık birkaç dil bilen iş bulabiliyor… Yani geleceğe ortam hazırlanıyor, çocukluktan itibaren… Bizler de bu durumdan çok memnunuz… Ay, bu çocuk çok zeki ablası, bak daha 4 yaşında hem İngilizce hem Rusça biliyor… (O çocuğun annesi zaten Rus, bilecek tabi.) Her neyse, artık zaten İngilizce bilmeyenine pek rastlayanımız yok... Ancak bilinçsizlik had safhada… İngilizceyi göklerde gezdirirken, güzel Türkçemizi yerin dibine geçirdikçe geçiriyoruz. Türkçe kadar değersiz, işe yaramaz bir dil yok ne de olsa! Türkçeyle neyi ifade edebiliyoruz ki, ilkokuldan itibaren Türkçe dersleri görüyoruz, neyi hallettik ki Türkçeyle; diyenine de rastlıyoruz zaman zaman. Yazık, hem de çok ama çok yazık… Laf aramızda İngilizcem iyidir, biraz da İspanyolcam vardır… Ama emin olun Türkçe bu dillerden çok daha fazla önemi hak ediyor. Öncelikle Türkçe bizim ana dilimiz… ANA yani; esas, baş, ilk, bir… Sonrasındaysa bu dillerin gramer yapılarına bakmak gerek… Hepsi birbirinin kopyası zaten, 7-8 yüzyıllık geçmişi vardır, İngilizcenin mesela… Türkçe’yi sormayın artık… Göktürklere, Orhun Yazıtlarına falan uçuveririz bir anda… Çok daha oturmuş bir dildir… Bir kere cinsiyet ayrımı olmayan bir dil, Fransızcaya, İngilizceye, İspanyolcaya, vs. benzemiyor. Tabi biz meraklıyızdır cinsiyet ayrımı yapılmasına, o yüzden karşıyız dilimize de, serde medeni olmak var ne de olsa! Hem bizim dilimizde İngilizce de karşılığı olmayan kelimeler var; gönül gibi… Biz delikanlı bir millet olduğumuz için gönülle falan işimiz olmaz bizim, o yüzden diğer dilleri Türkçeye tercih ederiz. Zaten çok özenti bir milletiz. Yabancı kelimeleri kullanmak çok hoşumuza gider. İnsanların bizi bilgili olarak görmelerinden daha güzel ne olabilir ki! Konuşmalarımızın arasına birkaç tane yabancı kelime sokmamız yeterlidir. Hatta bu kelimelerin anlamını bilmemize bile gerek yoktur. Zaten cahil ve bilinçsiz insanlar cenneti bir ülkede yaşadığımızdan insanların anlamayacakları kelimeleri laf arasına serpiştirmek bizi bir anda görgülü, bilgili, akıllı, zeki, çalışkan; onların ifadesiyle pek bir ‘entelektüel’ yapar… Zaten istediğimiz de bu değil mi? Artık amacımıza ulaşmışızdır… Hatta arkamızda bizi takip eden, bizi kendilerine örnek alan bir yığın insancık bile vardır. Özentilikte sınır tanımayız zaten… Her konuda herkese özenebiliriz. Örneğin şimdi çocuklarımız Türkçe şarkı dinlemeyi kendilerine yapılmış bir hakaret gibi görüyorlar. Gerçekten böyle düşünen gençler ve çocuklar var… “Ayy, inanmıyorum ya Turkche mi dinliyosunnn, ayy ne banal, hiç tarzım deil, turkche müzik olur mu olum yaa aşmışın sen artık, medeni ol biraz ya bitti artık Turkche devri, alllaaamm nelerle uraşıoruz yaa” derken Türkçe konuştuğunu fark etmeyen bir yığın gençle dolu etrafımız. ( İmla hataları ayrı bir olay zaten…) Tabi aynı gençler İngilizce öğrenirken o kadar zorluk çekiyorlar ki… “Çok zor bi dil yaaa, adamlar manyak dil yapmışlar abi…” diye söylene dursunlar, bu zorluğun Türkçelerini iyi bilmemelerinden kaynaklandığının farkında dahi değiller. Şimdi insan daha da çok acıyor bu özenti gençliğe… Çünkü İngilizce bilmek aynı zamanda Türkçeyi de çok iyi bilmeyi gerektirir. Sadece İngilizce de değil, öğrenmek istediğiniz dil hangisiyse…Bir dili ne kadar iyi öğrendiğinizi düşünürseniz düşünün, eğer kendinizi Türkçeyle ifade edemiyorsanız, öğrendiğinizi sandığınız dille de ifade edemezsiniz, hep bir tarafınız eksik kalır… Ama “Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir.” mantığıyla bunu da aşacağını sananlar olabilir içimizde… Benden söylemesi, aşamazlar. Tabi bu söylediklerim yanlış anlaşılmasın. Ben asla ve asla İngilizce ya da başka bir dili öğrenmeyin demiyorum. Aksine öğrenin, öğrenebildiğiniz kadar dil öğrenin diyorum. Yalnızca bu dilleri Türkçeden çok daha üst sıraya koymayın. Eğer Türkçeden çok daha önemli görürseniz bu dilleri, kendinize ve dilinize yapabileceğiniz en büyük haksızlığı ve saygısızlığı yapmış olursunuz… Türkçeyi değersiz, ikinci, üçüncü ya da bilmem kaçıncı dil olarak görmek; kendinizi de değersiz, ikinci, üçüncü, ya da bilmem kaçıncı sınıf vatandaş olarak görmek demektir. Ama ben biliyorum ki, herkes çok değerlidir. Sizler de çok değerlisiniz. Hatta sizden çok daha önemli, çok daha değerli bir başkası yok; olamaz da zaten… Yanılıyor muyum? İşte bu yüzden Türkçeyi önemseyin…
Bir diğer husus, Türkiye dünya üzerinde bulunduğu konumdan dolayı her zaman büyük öneme sahip olmuş, birçok medeniyetin doğuşuna ev sahipliği yaptığı gibi batışına da şahitlik etmiştir. Yüzyıllardır, birçok medeniyet bu topraklarda bulunmuş ve önemli bir kültür alışverişi olmuştur bu medeniyetler arasında… Bu alışveriş sırasında da tabiî ki dilimize yeni kelimeler girmiştir. Girmelidir de zaten ama bunun sınırını bilmek gerek. Kültür etkileşimi adı altında diğer ülkelerin bütün kelimelerini alacağız diye bir şey yok.Dilimiz bizim aynı zamanda yaşayışımızı, kültürümüzü, tarihimizi yansıtır; diğer dillerde olduğu gibi. Bu yüzden de bugün Türkçeye yönelik birçok saldırıyla karşı karşıyayız. Gemilerle boğazlarımızı aşamayan ülkeler bugün dillerini bize öğreterek, hatta bizi kendi dilimizden soğutarak geçemedikleri boğazları geçmeye çalışıyorlar. Yani; tehlike sanıldığından çok daha büyük. Çünkü dilini kaybeden bir toplum her şeyini kaybetmiş demektir. Bu yüzden okullardaki öğretmenler (yalnızca Türk dili ve edebiyat öğretmenleri değil), televizyonlardaki sunucular, gazeteciler, yazarlar, politikacılar vs. bu konuda halkı bilinçlendirmeliler. Özellikle kanal sahipleri “Nereden reyting kazanırız?” diye düşünmeyi bırakmalı, “Ne tür yayınlar insanların bilinçlenmesine fayda sağlar?” diye düşünmeli ve kendileri için değil, öncelikle ülkemiz için çalışmalıdırlar. TDK zaten bu konuda çalışmalarını sürdürmektedir. Yabancı kelimelere karşılık bulmaya çalışmak hakikaten çok önemli ve çok zor bir durum. TDK’yı eleştirmek yerine ciddiye almak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü yeni kelimeler üretmeye çalışan bu insanlar evet, bazen saçma olduğunu düşündüğümüz ‘kelimeler’ üretiyorlarsa da üretilen her kelimenin başarılı olmasını beklemek de oldukça saçma olur. Buna ek olarak Türk dil Kurumu’nun bu anlamda çok başarılı çalışmaları da var; bilgisayar kelimesi gibi. TDK çalışmalarını sürdürürken, teknoloji de hızından hiçbir şey kaybetmeden ilerlemeye devam ediyor. Bu hıza yetişmeye çalışmak ve çıkan her ürüne karşılık gelecek kelime bulmak için ise yeteri kadar zaman olmuyor. Çünkü bugün çıkan ürün, yarın sanki daha önce hep varmış gibi dilimize yerleşiyor. Bu konuda da TDK’ya yapacak çok fazla şey kalmıyor. Bu ürünleri piyasaya sürmeden önce Türkçe karşılıklarının bulunması için çaba gösterseler, ki bu zannedersem hükümetin işi, Türkçe bugün bu kadar sorunla karşı karşıya kalmaz, bu kadar ezilmez. Bu konuda hükümete ve Milli Eğitim Bakanlığı’na çok iş düşmektedir. Türbanlı öğrenciler okuldan içeri girebilsinler, öğrenciler 5 zayıfa kadar sınıflarını geçebilirler gibi saçma sapan çalışmalar yapılacağına bir günlerini de Türkçenin sorunlarına ve bu sorunların nasıl çözülebileceğine ayırabilirler, hatta ayırmalılar. Çünkü bu sorun diğerlerinden çok daha önemli, çok daha hassas ve çok daha ciddi…
Derman Akşit
Yorum ekleyebilmeniz için Türk Blog Yazarları üyesi olmanız gereklidir.
Bu ağa katılın