86 members
30 members
38 members
120 members
Bir insanı soru sorarak tanıyamazsınız. Hele ilk başlarda. Çünkü verdiği cevapların kartvizitine ekleneceğini ve uzun müddet sanki kişiliğinden bir parçaymış gibi kendisini takip edeceğinin farkında olan kişi samimiyetini kaybeder. Bu yüzden de yanıltır. En sevdiğin renk, hobilerin? gibi basit ve salak sorular bile yalanlarla doldurulabilir. Bu yüzden soru sormak hoşuma gitmiyor. Aklıma yukarıdaki fikir geldiğinde, aldıgım her cevabı kuşkuyla karşılamaktan kendimi alıkoyamıyorum. Ve hiç hoşuma gitmiyor bu durum.
Bu yüzden önce hayat akıp giderken yavaş yavaş ve yalanlara mahal vermeden tanımak kişiyi, ardından da sorularla kafanda oluşan imajın gerçeği ne kadar ifade ettiğini test etmek daha eğlenceli bence. Bu sebeple arkadaşlarıma sık sık sorarım “Başınıza şöyle bişey gelse napardınız?” diye. Hem bazen kendimin bile cevap veremediği sorulara o kadar güzel yanıtlar alıyorum ki bu yöntemle. insana çıkış yolu oluyor duydukları.
Yine böyle bi günde sordum: Yakın zamanda öleceğinizi bilseniz napardınız?
Biliyorum klasik bir soru fakat alınan cevaplar çok farklı ve önemli olabiliyor bu soru karşısında. İnsanların en çok değer verdikleri şeyleri, kaybetmekten ne kadar korktuklarını, baskı altında nasıl davranabileceklerini… çok farklı çıkarımlara varabilirsiniz duyduğunuz cevaplarla.
Devamını oku..
herkes aynı duyguyu mu yaşıyor bir şehri, kurulmuş bir hayatı terkederken? yoksa bana mı tanıdık geldi bütün bu anlatılanlar? herkes için geçerli bi özet değilmidir acaba bu satırlar? yada sadece bir tesadüftür hepsi.

yeni yaşımıza problemlerle girdik. bir hafta gibi uzunca bir süre kapalıydı site. ayağa kaldırmak için boş zamanım ise yoktu. bunun için sizden özür dilesem belki anlayışla karşılarsınız ama sorun sadece bu değil. daha fazlası var. ama hepsi için tek bir özür yeterli olur mu bilemiyorum.
Yukarıya “şimdilerde suskun” yazdığım ilk zamanlarda bile bu kadar ayrı kalmamıştım hiç blogumdan. bişeyler karalamadan geçtiğim bir ay bile olmamıştı hiç. ama şimdi…
fakat şu anda içinde bulunduğumuz durumun tek sebebi benim isteksizliğim değil. internetsiz günler geçiriyorum. çevrimdışıyım hayatta. bu seneye kadar her yıl yeni yaşında bloguma yeni temalar hazırlamıştım.
lakin bu sene yapamadım. belki bu temayı sevmiş, ona alışmış olmamla da alakası olabilir. ama istesem de geçen ay böyle bir iş için vaktim yoktu. yoğundum, telaşlıydım. bugünlerde ise günde iki film izleyecek, saatlerce uyuyup tembellik yapacak ve yeniden kitapların sayfalarını karıştıracak kadar boş vaktim var. tam olarak hayatımın kırılma noktalarından birisinin dolaylarındayım. bir bardak suya atılan kalemi düşünürsek, suya en yakın yerindeyim kalemin. önümde bir yol var ama ilerisini görmek zor. gözlerim kapalı ilerliyorum bir süredir. fırsat bulduğum bir anda daha detaylı anlatmaya çalışacağım tüm bunları.

Herkes neyin yanlış, neyin doğru olduğunu biliyor bişey yaparken. çünkü çoğunlukla doğrular ve yanlışlar önceden tanımlanmış hayatta. ama garip bir şekilde seçtiğimiz seçenek herzaman doğru olan, yapılması gereken olmuyor. zaten olmamalı da bence. Eğer önüne gelen her seçenekte doğru olanı seçen bir kişi ömrünün sonunda “Bu hayat olmadı. Yenisini istiyorum” diyorsa olması gereken seçimlerin içinde sadece doğrular değil yanlışlar da bulunuyor demektir.
Bazen bile bile yaptığımız yanlışları bu sebeple haklı görüyorum. Hem hayatın kendisi iyi değil ki iyiler kazansın. Herzaman düzene göre davrananlardır başarılı olanlar. Çevresini iyi analiz edip ona göre siyaset izleyenlerdir büyük işler başaranlar. Ahlaki değerler ise sadece değerlendirme yapmak ve eleştirmek için var olmuşlardır. Daima uygulamak gereksizdir. Ama şuna dikkat edilmelidir ki bu şekilde düşünüp bir komando gibi hayatın içine sızıp orada kaybolmayı amaçlamak bazen insanı şerefsizlik denilen mertebeye ulaştırabilir. Bu yüzden o kadar usta bir kişi olmalıyız ki doğrular, yanlışlar, olması gerekenlerle süslediğimiz yaşamımız uzaktan bakıldığında arasından su sızmayacak kadar sağlam görünmelidir.
Devamını oku..

Bugün benim doğum günüm. Her sene çok çabuk gelen, yazları tek başıma kutladığım ve genellikle unutulan doğum günüm bugün. Fakat bu sene alışılmamış bir doğum günü yaşadım. Hem çok dalgındım, buruktum, hemde çok neşeli. Hem yalnız, hemde dostlarımlaydım. Yanımda olmasalar da biyerlerde dostlarım olduğunu gördüm bu sene.
Ayrıca insanları asosyalleştirip aralarındaki ilişkileri zedelediği söylenen internet sayesinde, amele kaynadığı iddia edilen facebook sayesinde beni düşünüp bana zaman ayıran birilerinin olduğunu gördüm. Hepsinin samimiyetine canı gönülden inanıyor ve teşekkür ediyorum.
Yine belirsizlikle dolu yaşlardan birisi beni bekliyor. Ama bu sene, dört yıl önce yaptığım gibi biraz akışına bırakıp geleceği düşünerek değil anı yaşayarak devam edeceğim yoluma. inşallah hayırlısı neyse o olur. sevgilerle…
http://fizy.com/s/102mw9
© 2009 Created by Mert Ulas on Ning. Create a Ning Network!
Comment Wall (12 comments)
You need to be a member of Türk Blog Yazarları to add comments!
Bu ağa katılın
kolay gelsin, o garip alete binen teyzeme de bittim. (:
Merci...
hoşgelmişsin..
ben burayı bir türlü anlayamadım hacı. daha bi etkili kullanmak istiyorum ama zaman da ayırmadım doğru düzgün. neyse elele başaracağız inşallah...
dur 4. yü de bulalım bide okey çevirriz :) Delete Comment
yorum :))
kolay gelsin iyi bloglamalar
Tüm yorumları göster