köşedeki bakkal amcanın, mahalle manavının, kasap emminin, tereyağ ile flört eden sıcak ekmeklerin babası fırıncı dayının, bayramlığı ile uyuyan küçük adamların, kırmızı rugan ayakkabılı küçük hanımların, bayram namazında ayakkabısı kaybolan ağabeylerin, dedelerin, evde onları bekleyen teyzelerin, ablaların, ilham perilerinin, sokaktaki kedilerin, bitlilerin, bitlileri sevenlerin, uzun lafın kısası herkesin Kurban Bayramı kutlu olsun. bol muhabbetli, çok harçlıklı, az kalorili nice bayramlara efendim.
…. hiç haz etmememe rağmen yine bir doğumgünü organizasyonunun içinde buldum kendimi. ev arkadaşımın ölüme bir yaş daha yaklaştığını kutlayacakmışız. bak sen! neyse ortalığı karıştırmayalım dedik ve yaptık bir şeyler.
kriz bize teğet geçmediğinden pastayı biz yapalım dedik. mekan olarak da bir başka öğrenci evini kullandık.malzemeden ucuza kaçtık biraz. bonibonlu pasta yaptık. kremanın içine bonibon kırıp buzdolabı poşetinin köşesine hepsini sıkıştırıp, bir ısırık yardımıyla delik açtıktan sonra pastamızın üzerine ‘pıt pıt’ efektiyle topakçıklar yapmayı planlıyorduk…
ee malzeme heterojen olunca oluşan şekil topakçıktan çok karikatürlerdeki kakacıklara benzedi. bence mizahi yanı olan bir pasta ...
gülerek odama gelen iki yeğenim “dayııı” derken ses tonlarındaki neşe az sonra diyeceklerini haberdar eder gibiydi. “eee dayı” dediğimde “biz annemle babamın düğününü izledik serhat dayımla siz küçücükmüşsünüz, çok komik oynuyordunuz” dediğinde yeğenim tarafından aşağılanma duygusu yaşadım bir an. 8 adet yeğene sahip olunca o kadar yeğeni zaptetme görevini de bana bırakınca sevgili büyükler, genelde sert ve sinirli adamı oynadığımdan çocuklara karşı, çocuklar için iyi fırsattı bu dayılarıyla dalga geçmek için. “siz kendi babanızın saçına bakın” dedim öne geçmek meseleyi geçiştirmek için. pişkin pişkin “baktık ona da çok güldük kuş ...
tarih; 25 kasım 2009 saat; 00.01 (çık çıkıık çıkkk çıkk çıkmaaa efekti)
benim pamuk kıvamında, bal tadında, çocuk gönül gözüne sahip ama bir ay of tı taygır gücünde arkadaşımın doğum gününü ona duyduğum aşkı itiraf edercesine kutlayacağım şimdi mesajımla ve inşallah sabah bu yazıyı okurken de o miniş, masum ve bi o kadar da karizmatik gülüşünü kendi yüreğime sokacağım.
söylüyorum işte; KIZIM SENİ SEVİYORUM. bu sözü benden başka söyleyen olursa (kız olması şartıyla elbette, şimdi durduk yere kısmet kapamayalım di mi ama :) ) tire, ünlem, soru işareti yada virgül gibi yazı ...
bir çok şeyi öğrendiğimiz, hayata hazırlanmamızda kendilerinden çok bizi düşünen, aldıkları üç kuruş maaş ile geçinmeye çalışan, bana göre dünyanın en kutsal görevini icra eden, eli öpülesi öğretmenlerimizin öğretmenler günü kutlu olsun…
Karanlık çökmüştü; hem göğe, hem yere, hem zihne. Kelâm titreşti, yer çekimine yenildi. Aktı satırlar kâtibin uyanan diyarından. Kapıyı aralayan melodi de buydu…
Islaklık… Asfalt… Su… İnce akıntılar kanalizasyona yönelmişti. Çocukluğun toprak kokulu havasından eser yoktu. Toprak çoktan beton lahdinde hapsedilmişti çünkü. Aşağılarda bir yerlerde var olduğunun kanıtı ise, boğulmamak için yüzeye fırlamış solucanlarla, nerden, nasıl geldiği belli olmayan ama kaldırım taşlarının arasına sızmış minik otlardı.
İşte; toprağın tüm delilleri örtülmüştü geceyle…
Yaşamı hep tek parça sanırlar. Ama evrende insan yapımı olmayan her şey çifttir aslında. Dişi ve erkek, X ve Y kromozomları, ...
Hep yanında O’nun olduğu Beyoğlu turunu şimdi yalnız yapıyordu… Saatine baktı, 20:22′ydi…
Hava iyiden iyiye kararmaya başlamıştı da… Dükkanlar birer film şeridi gibi geçiyordu sağından solundan… İnsan selinin içinde boğulacaktı ki; tramvayın sesi duyuldu, herkes kaçıştı… Gene bir eylül akşamıydı, İstanbul’a ilk geldiği zamandı, ilk defa çıkmıştı bu caddeye… Gene hüzünlüydü, yeni bir hayata başlayacaktı; okumaya gelmişti…
Mağazalardan geçerken duraksadı, vitrinlere bakmayı severdi O, şöyle bir göz attı vitrinlere…
Sonra kalabalığa karışmak ister gibi akışa kaptırdı kendini, zar zor da olsa duraksamadan ilerledi bir süre… Ancak birlikte takıldıkları kafe – kitapçının önünden geçerken ...
Comment Wall (17 comments)
You need to be a member of Türk Blog Yazarları to add comments!
Bu ağa katılın
Bunun sebebinin içerikten çok Tasarıma hayran kaldığım için eklediğimi söylesem kabalık etmiş olmam sanırım ?
Tüm yorumları göster