Türk Blog Yazarları

Üreten, tartışan ve paylaşan insanlar için sosyal ağ !

PaNDoRa
  • 35, Kadın
  • İstanbul
  • Türkiye
Paylaş 

PaNDoRa's Friends

Müzik

Yüklüyor...

PaNDoRa's Groups

RSS

"Umut"u Olan Var Mı?


Lütfen ama lütfen dağılsın şu "Kara Bulutlar"....

Eski neşeme kavuşmak, etrafımdaki insanların eskisi gibi neşeli olduklarını görmek istiyorum...
Üst üste gelen olumsuzlukların, aniden ortadan yok olmalarını istiyorum...
Çok şey istemiyorum, biraz umuda ihtiyacım var sadece.

"UMUT"a ihtiyacım var... Tek istediğim bir avuç "UMUT"...


İmage;
Deviantart

Hayatımdaki Güzel İnsanlar, Hayatımı Nasılda Güzel Yaptılar…

best_friends__are_close_by_why_so_silent Uzun süredir kişisel bir şeyler paylaşmıyordum ama bunları yazmalıyım, sevincimi paylaşmalıyım…

Kişinin arkadaşlarını, dostlarını kendisinin seçmesi ne olağanüstü bir şey. Seçme şansı güzel bir şey esasen… İlla kötü akrabalarımız vardır birçoğumuzun değil mi? Hatta aile içinde dahi kötü diye tabir edebileceğimiz kişiler vardır. Akraba ya da ailemizi seçme gibi bir şansımız da yoktur bilindiği gibi. Hani bazende konusu geçer ya “Ne yapacaksın, ailen/akraban onlar senin seçme şansın yok ki. Çekeceksin böyle işte” diye.   Ama ya arkadaşlarımızı, ya çevremizde ki dostlarımızı seçme güzelliği ve istemediğimiz kişiyi yanımıza yaklaştırmama şansımızın olması söylediğim gibi olağanüstü değil mi?

Hayatımdaki insanları seviyorum…. Çok fazla arkadaş edinip de işin bokunu çıkarma taraftarı değilim, olmadım da… Az ve öz’dür benim arkadaşlarım. Kimileri vardır 20 yıldır tanıdığım, çok sık görüşmesek bile hiç kopmadığım ve asla kopmayacak olduklarım. Kimileri vardır daha yakın zamanlarda tanıdığım ve inandıklarım. İşte budur dememi sağlayacak güzel yanlarını gördüğüm.

Kimileri de vardır kiiiiii…… Ahhh nasıl anlatsam o kimilerini bilemiyorum. Onlar var ya, onlar, hayatıma neşe katan, heyecan katan, mutluluk katan… Eğlendiğim, güldüğüm, sevdiğim, sevildiğim, hüznü ve neşeyi paylaştığım, güvendiğim… Arkadaşlarım dediğim, inandığım… Gün içinde seslerini duymazsam meraklandığım. Yani güzel kelimelerin tümü yetersiz kalır “Onlar” için… Onlar… Onlar…

Bir de öyle benziyoruz ki onlarla birbirimize… Hislerimiz, güldüklerimiz ve üzüldüklerimiz dahi o kadar aynı ki. Bu yüzden çok seviyoruz sanırım birbirimizi…

Hayatta hiç bir şey tesadüf değildir bana göre. Yaşayacaklarımız önceden planlıdır diye düşünürüm. İşte onlarda hayatımın parçasıymış ki zaten benim. Bir şekilde tanışacak, buluşacakmışız işte. Tanıştık, buluştuk, kaynaştık…. O günden beridir aynı heyecan ve birbirimizi bulmuş olmanın güzel mutluluğunu yaşıyoruz…. Ne güzel… Ne güzel… Mutluyum işte…

Sanal ortamı gerçeğe taşıyan kişileriz biz… Sanalı gerçeğe çevirmeyi başaran kişileriz biz….

Mesela sevgili kızım ve beni “dünyalar tatlısı” şeker bir kız ve “güzeller güzeli” bir anne hafta sonu evlerine kalmaya davet ettiler…. Ne sevindik. Geçireceğimiz güzel vakit bizleri inanılmaz mutlu ediyor daha şimdiden. 2 Anne lak lak lak sohbet edecek, 2 canavar kız çocuğu mutlu ve keyifli oyunlar oynayacak… Evet yaa, Karoshi ve tatlı kızından bahsediyorum…. Çok seviyoruz ailecek biz onları, bir araya gelince düşman çatlatacak cinsten güzel geçiyor vakit…

Meselaaaaa bir de bayram tatilinde uzaklardan İdea’cık gelecek… Öyle heyecanlı ve mutluyum(z) ki tarifi mümkün değil… Çok özledim(k) onu, çokkkk… Bıcır, bıcır yaa. Gerçi Alara ile yaramazlık yapıyorlar geldiklerinde ama ne yapalım, katlanacağız bir kaç gün artık. Ufff, şu bayram tatili gelsin bir an önce…. Bu arada şimdi fark ettim. Normalde bayramları hiç sevmem, üstüne üstlük bir de nefret ederim. Ama ben şimdi resmen gün sayıyorum :S Çok şaşırdım gerçekten fark edince. Hey allahım yaaa, İdea, sen daha neleri sevdireceksin bana bilemiyorum?

Yani böyle işte. Şu yazıyı yazarken bile o kadar çok duygusallaştım ki anlatamam. Hayatımdaki insanları ben çokkkk seviyorum… İyi ki var onlar… İyi ki… İyi ki… İyi ki…

Hayatınızda hep güzel insanlar olsun, olur mu?

Haydi Kalın Sağlıcakla…

SAHİPSİZ…

Boot_by_dewkissed Bazı kişilerin hayatları en başından “talihsizliklerle” başlar.

Talihsizliklerle başlayan hayat neredeyse “sonsuza” dek o şekilde devam eder.

Kişinin yüzü kolay kolay “gülmez”

İşte o kişilerden birisidir D. Aynı zamanda da çok sevdiğim, değer verdiğim, 20 yılı aşkındır tanıdığım bir arkadaşımdır. İç burkan bir hikâyesi vardır onun… Oturup saatlerce anlatır da, söyleyecek tek kelime bulamazsınız dinlerken. Kendine güvenini çoktan yitirmiş, önce ailesi, sonra eşi ve eşinin ailesi tarafından pasifize edilmiş, hor görülmüş, aşağılanmış, şiddet görmüş, yuhalanmış, ezilmiş hep ezilmiş hala da aynı şekilde devam eden bir hayatı vardır D’nin. İlkokulu 2. Sınıfta iken terk etmek zorunda kalmış ve yıllar geçmiş olmasına rağmen hala içi gider bir öğrenci gördüğünde.

26 Yıl evvel D. 14 yaşında o zamanki mahalleden bir komşu abisi (şimdiki eşi) tarafından kaçırılmış ve arkadaşları sokaklarda evcilik oynarken maalesef ailesinin de baskısı ile o erkeğe eş olmuş…  Semtin kız çocuğu iken, aynı semtin kadını olmuş. Henüz hiçbir şeyi bilmiyorken…  Hiçbir şey(!) Hayalleri olmamışken, gençlik nedir bilmemişken. Ne kötü… En kötüsü de annesinin “Bir boğaz eksilir” düşüncesi ile kızını zorla kaçıran adamla evlenmeye zorlamasıdır aslında.

Çok mutsuz bir gelin olmuş D. gelin olmak dahi istememiş ki zaten.

Evinin kadını olmuş fakat çok özenirmiş sokakta oynayan arkadaşlarına. Öyle ya, o da henüz bir oyun çocuğu değil mi ki? Özendikçe ağlar, ağladıkça ağlayası da gelirmiş. Birkaç kez tutamamış kendini kaynaşmış yine eskisi gibi oyun arkadaşları ile ama her seferinde kayınpederinin çirkin sesi ve zehir gibi kelimelerini kulaklarında ve o herkesin içinde daha da acıtan tekmesini de poposunda hissederek gerçeğe dönermiş “Seni gidi kahpe it’in evladı, yürü lan evine. Başımızı belaya mı sokacaksın sen?”…  Kahpe… İt’in evladı… Kahpe… İt’in evladı… Kahpe ben, İt babam Dönem dönem babasının bir “it” olduğunu kendisi de söyler gerçi “Bırakıp gitti bizi o “H” orosp…  yüzünden, 5 çocuğunu da bıraktı gitti. Bugün bunları yaşıyorsam babamdır tek suçlusu” der. Söylenir, söylenir babasına…

“Bunlar” derken nelerden bahsediyor biliyor musunuz?

Kocasının zorla cinsel ilişkiye zorlamaları. (İlk kaçırdığı gün dahil, hem de D. o gün muayyen günündeyken).

Kocasından, kayınpederinden yediği dayaklar ve aşağılayıcı ifadeler.

Kayınvalidesinden duyduğu “Senin anan da böyleydi zaten, sümsüklüğün ona çekmiş” ithamları.

Sonrasında yine kocasının “Onlar bizim büyüklerimiz, karşı gelemeyiz” diyerek ailesinden arka çıkmaları.

Annesine gidip derdini anlatmaya çalıştığı zamanlarda duyduğu, duyarken de etini lime lime kesiyorlarmış gibi hissettiği “O senin kocan döverde, severde sakın ha sakın yuvanı bozmayı aklından bile geçirme” nasihatleri. Annesinin bu tutumunu bana “Annem böyle söylemekte haklı. O ne yapsın evlendiği adam bizi hiç istemedi ki, korkuyor şimdi bizim yüzümüzden huzuru bozulacak diye” şeklinde açıklamıştı.

Tabii ya, annesinin huzuru bozulmamalıydı. Hem o artık kocaman bir kadındı. E-ee zaten kendisi de böyle şeyler yaşamıştı ki. Bu hayatta kadın olmak zordu. Kısmetinde ne varsa D’de bunu yaşayacaktı. Yaşıyordu, yaşamaya devam edecekti…

Her konuda kendisini suçlu bulması ve kendi kendini günah keçisi ilan etmesi bir insanın ne kadar da acı…

Henüz 16 yaşındayken ilk çocuğuna hamile kaldı D.

Hamileydi… 8 Aylık olmuştu karnında taşıdığı parçası. Doktora götürülmediği için ölen bebeğinin neredeyse kendisini de zehirleyerek öldüreceğini fenalaşıp da apar topar hastaneye kaldırıldığında öğrenmişti. Kızmıştı Dr. D’ye “Bu ne ihmalkârlık” diye, ama onun bir suçu yoktu ki. Götürmemişlerdi işte. Ne isteyerek, ne de zorladığı halde… Sinirleri çok yıpranmıştı bu yaşanılandan sonra. Aklı yerinde yoktu sanki. Sevmediği kocası ile her gün yaşadığı sorunlarına, sıkıntılarına yenileri eklenmişti. Bir akşam kavga çıkarmış ve “Sokakta yaşamak bundan daha iyidir” diye düşünerek hiddetlenmişti daha da, kendini kaybetmişti hiddetiyle. Ta ki bacağında derin, ıslak ve kırmızı bir acı hissedince geçmişti hiddeti. Gördüğü manzara da gürül gürül akan kan ve kana bulanmış bir bıçak vardı. Mutfağında sebze ve meyvesi için elinden düşmeyen bıçağı bacağındaydı şimdi. Bacağından çıktığı gibi de boğazına dayanmıştı “Eğer bu olanı kimseye anlatırsan, seni öldürürüm” kelimeleri de kulağında. Kısa bir süre sonra korkudan zangır zangır titrerken bir yandan da hastanedeki uzmanlara olayın nasıl olduğunu uyduruyordu D. “Üzerine düştüm, nasıl oldu bilmiyorum, farkında değilim”… İnanmıyorlardı fakat başka şansları yoktu dinleyenlerin, inanmış gibi yapmaktan.

Kapılar üzerine kilitlenmeye de başlamıştı evinde artık. Esir miydi, o evin bir bireyi mi bilemiyordu? Çok yalnızdı, çok güçsüz. Mücadele edemiyordu hiçbir şeyle. Öyle ya, mücadele edebilmesi için biraz kendine güvenmesi, biraz da çevresinden destek görmesi gerekmez miydi? Bunların hiç biri yoktu onda. Birilerinin ona değer vermesi, insan yerine konması… Yoktu bunlar… Hiç olmamıştı… O kadar şanssızdı ki…

Yıllar içinde benzeri birçok olay yaşamış ve kabullenmişti artık bu hayatın ona sadece zulüm vereceğini.  “Baştan kaybetmiştim ki ben, İt babam hepimizi bırakıp da o “H” orosp…’nun peşinden gittiğinde kaybetmiştim. Her şeye rağmen sıkı sıkı sarılabilirdik ama Gülcan, kenetlenebilirdik geride kalanlarla. Onlar yanaşmadı buna, herkes kendi derdine düştü. Daha iyi yerlerde olabilirdim. Ahh, bir fırsat verselerdi. Ahh, ahhh” diye hayıflanır sık sık… Hayıflanır da hala…

Hiçbir şey için geç olmadığını anlatmakla uğraşır dururum yıllardır D’ye. Güven vermeye çalışırım, güvenini yerine getirmeye değil. Hiç elde edememiş o muhteşem duyguyu…

Toplumumuz ya da dünyada tek örnek değil aslında D. Milyonlarca kadın var benzer olayları, hatta ve hatta daha kötülerini yaşayan. Sonu ölümle sonuçlananları da var biliyorsunuz. Özellikle son zamanlarda o kadar sık duyuyoruz ki ”Eşi tarafından öldürüldü” ya da “Ağabeyi tarafından öldürüldü” vs. vs. diye… Çoğu zaman kadın olmak suçmuş gibi şu hayatta…

Gazetede, TV’de kısaca basında sık sık benzer haberleri duyarız değil mi? Bir düşünsenize uzaktan duymak nasıl da üzüyor insanı. Fakat yaşananlara yakinen şahit olmak ve yanı sıra da çaresiz kalmak çok acıtıyor. Çok fazla…

Bu yaşanılan gerçek öykünün ana sorunlarından birisini “Sahipsizlik” olarak nitelendirebiliriz. Devletin ve ailenin, bireyi sahiplenmemesi ve bağlantılı olarak kişinin de kendisine eğitimsizliğinden dolayı sahip çıkamayışı. Haa bir de cehalet ve kötü niyetin birleşip insan kalbini ele geçirmesi.

Resim; Deviantart

Bu yazı Serbest Yazarlar'da yayımlanmıştır...

"8 Kasım'da Hep Birlikte 'Hepimiz Aleviyiz' Diyelim"

Alevi Bektaşi Federasyonu'ndan Kenanoğlu, demokrasi, eşitlik isteyen herkesi, taleplerine sahip çıkmak için 8 Kasım'da Kadıköy'e çağırıyor; "Bugün hep birlikte, kırmızılarımızı giyip ayrımcılığa karşı eşit yurttaşlık isteyeceğiz. Yağmur da, kar da, taş da yağsa oradayız" diyor.

Aleviler, ayrımcılığa karşı eşit yurttaşlık talebiyle, 8 Kasım'da, İstanbul Kadıköy'de miting düzenliyor. Alevilerin hayata geçirilmesini istediği beş temel talebi var, ama mitingi düzenleyen Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkan Yardımcısı Ali Kenanoğlu, mitingin demokrasi ve eşitlik isteyen herkesin mitingi olduğunu söylüyor.

bianet'in görüştüğü Kenanoğlu, "Bu mitingi Türkiye'nin demokratikleşmesi, Alevi toplumunun anayasal haklarının tanınması için yapıyoruz. Nasıl Hrant Dink için buluşup 'Hepimiz Ermeniyiz' dediysek, pazar günü de bir günlüğüne 'Hepimiz Aleviyiz' diyelim" diye konuşuyor.

"AKP'nin samimiyetsizliğini herkes gördü"

Alevilerin başlıca talepleri, cemevlerinin yasal statüye kavuşması, Madımak Oteli'nin müze olması, zorunlu din dersleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kaldırılmasıyla Alevi dergahlarının Alevilere geri verilmesi.

Hükümetin Alevi çalıştaylarını yürüten Bakan Faruk Çelik'in Madımak ve cemevleriyle ilgili taleplerin hayata geçirilmesinin mümkün olmadığını söylediğini anımsatan Kenanoğlu, "Bir yıldır taleplerimizle ilgili hiçbir şey yapmayan Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin samimiyetsizliği, bu sözlerle bir kez daha görüldü" diyor.

11'de toplanma, 12'de yürüyüş 13'te miting

Miting için toplanma saat 11:00'de başlıyor. Kenanoğlu'nun verdiği bilgiye göre, miting alanına yürüyüş Tepe Nautilus e Haydarpaşa Nümune Hastanesi'nin önünden saat 12'de, mitingse saat 13:00'te başlayacak.

"Kırmızı giyeceğiz"

Kenanoğlu, "O gün mitingimizin rengi, kızılbaşlığımızı simgeleyen kırmızı. O yüzden herkesten kırmızı giysilerinden birini aıp gelmesini rica ediyoruz" diyor ve ekliyor:

"8 Kasım'da hiçbir Alevi evinde oturmamalı, Kadıköy'e gelmeli. Bu bir dayanışma, taleplerine sahip çıkma günü. Yağmur da, kar da, taş da yağsa orada olacağız."

Alıntı; bianet

Ne Türk'üm, Ne De Kürt. "İnsan"'ım, İnsanca Yaşamak İstiyorum... İnsanca Yaşanılsın İstiyorum...

Peace__by_BuggelyToons"Kürt Açılımı" mevzusu gündeme oturduğundan beri diyordum ki "AKP'liler uyanıktır, kendilerine güzel geri dönüş sağlamayacak hiç bir şeye bu adamlar(adam; mecazi anlamda) olumlu yaklaşmazlar". Dolayısı ile kendimi de haklı görüyordum. Hala da haklıyım. Tamam barış istiyorum. Hem de yıllardır yanıyor ciğerim "Barış, Kardeşlik, İnsanca yaşamak" diye diye. Bunun bir ütopya olduğunun farkındayken bile ben halen "Barış" istiyorum. Kabul göreceğine inanmayarak da istemeye devam edeceğim.

Abdullah Öcalan demiş ki; "AKP samimi değil, barış istemiyor. Erdoğan'ı ciddiyete davet ediyorum. Başka grup gelmeyecek, gerek kalmadı. Tek millet, devlet, bayrakla sorunumuz yok; Korsika modeli olsun, yeter. PKK beni dinliyor, ama artık karışmıyorum". Bianet'den haberle ilgili diğer detayları da okuyabilirsiniz.

Haberi okuduğum anda Öcalan'ın gerçekten kafasının çalıştığına inandım. Zaten diyordum "Bu adam gelmez bunların oltasına" diye, nihayetinde de öyle oldu. Gizliden öyle olaylar dönüyor ki "vayyy beee" dediğim o kadar akıllı ama tutarsız yaklaşımları var ki. Öyle ama, öyle çok tehlikeliler ki. Durun bakalım daha neler neler yaşayacağız.

Daha önceden ülkenin yönetim şekline bakarak "Faşizm gelecek" diye endişelenirdim. Fakat şimdi görüyorum ki durum daha da vahim. Gelecek olan en tehlikeli yönetim şeklidir bana göre, yani "İslami Faşizm". Neler olacağını tahmin edebiliyor musunuz?

Hayır değil mi? Öğrenmek, araştırmak zor değil aslına bakarsanız. Zaten biraz olayın ciddiyetini kavrayıp, hayatınıza endişeyi sokarsanız kendiliğinden kafanızda oturacaktır taşlar yerine. Dolayısı ile gerçeği de göreceksiniz o vakit. Sadece biraz ilgi ve de bilgi lütfen. İşte bütün mesele burada. "İlgisizlik, Bilgisizlik"... Toplumumuz bu konuya hala uzaktan bakıyor, hala çoğu kişi tehlikenin farkında değil. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" modunda herkes. Oysa o yılan öyle bir sokacak ki "hepimizi" neye uğradığımızı şaşıracağız... Geçmiş olacak, o da ayrı bir konu...

Şayet yazıyı sonuna kadar okuyup küfürü basmadan çıkmadıysanız, Ekimci arkadaşımızın bugün yayınladığı müthiş yazısından alıntı yaptığım küçük bir bölümü okumanızı tavsiye edeceğim. Kim bilir belki de silkelenmenize yardımcı olacaktır...

"Masallar dinlemeye ve masallara inanmaya alışkınız. Hele ki bu günlerde masalların ve masal anlatıcılarının sayısı öylesine arttı ki… Kısıkta olsa gerçeği haykırmaktan vazgeçmeyen o onurlu insanların seslerini işitemiyoruz. İşitsekte anlamak, dinlemek işimize gelmiyor. Masalların yarattığı uyku öncesi rehavet çok hoşumuza gidiyor. Rahat rahat uykuya dalmak, masalların hoş mırıltısı içinde sadece uyumak, uyumak istiyoruz. Ara sıra da olsa anlatılan hikayeyi beğenmeyen, sadece duymaya alışkın olduğu hikayeyi dinlemek istemeyenlerimiz de çıkıyor. Anlatıcılar öylesine çok ki, başka bir tanesi hemen kulağımıza, aşina olduğumuz o masalları fısıldayıveriyor. Böylece tüm ülke huzurlu bir şekilde uykuya dalıyor. Bazen o tatlı uykuyu bölecek kötü sesler çıksa da anlatıcılarımız yeni masallarla o güzel uykumuza geri dönmemizi sağlıyor".

Haydi kalın sağlıcakla...

 

P.S;Konuları birbirine geçirmiş, güzel güzel cümleler kuramamış olabilirim bunun nedeni kafamın karışıklığındandır.

 

PaNDoRa's Page

Güncel Aktiviteler

Comment Wall (24 comments)

You need to be a member of Türk Blog Yazarları to add comments!

Bu ağa katılın

At 12:24am on Kasım 26, 2008, harun said…
pandoranın kutusu açıldı hanımm :)) merhaba
At 1:57pm on Eylül 18, 2008, PaNDoRa said…
Teşekkür ediyorum Kupa Kızı :))
At 1:54pm on Eylül 18, 2008, KuPa k1z1 said…
merhaba pandora hoşgeldin:)
At 9:27am on Ağustos 14, 2008, PaNDoRa said…
Merhaba!
At 1:26am on Ağustos 14, 2008, Hüseyin Güneş said…
Merhaba
At 11:36am on Haziran 6, 2008, [»¤ вєи∂єиiz ¤«] said…
merhaba tatlım
At 5:16pm on Haziran 5, 2008, Veysel Tuna said…
pandora gerçekten çok güzel bir blogun var ve bende blogdaşların arasında kendimi görmek istiyorum tabi bende seni kendi bağlandıklarıma eklicem blogumu görüp öyle kelmeni isterim

veysel tuna
At 5:05pm on Haziran 5, 2008, Süleyman S. Aras said…
Merhaba. Yorum için de teşekkür ederim.
At 2:30pm on Nisan 9, 2008, Ender Karakaya said…
alargu merhaba:)
At 6:59pm on Mart 21, 2008, PaNDoRa said…
teşekkür ediyorum sağolun

Profile Information

Adınız / Rumuzunuz:
Evet
Bloğunuzun adı:
PaNDoRa
Bloğunuzun adresi:
http://alargu.blogspot.com
Biliyorsanız RSS adresiniz:
http://feeds.feedburner.com/PandorAlargu
Bloğunuzda yazdığınız konular:
Kisisel, Teknoloji, Genel
Kullandığınız Blog servisi:
Blogger
Ne kadar zamandır blog yazıyorsunuz?
1-2 yıl arası (usta)
Hakkınızda:
Gerekli yada gereksiz bir çok şeyi merak eden, Hümanist bir kişilik...
 
 

Hakkında

Mert Ulas Mert Ulas created this social network on Ning.

Create your own social network!

 

© 2009   Created by Mert Ulas on Ning.   Create Your Own Social Network

Badges  |  Sorun bildirin  |  Gizlilik  |  Terms of Service

Sign in to chat!